top of page

Sahnenin Ötesine Geçmek | Mesele


MEKÂNA SIKIŞAN ÜRETİM


Günümüz tiyatrosunda sıkça karşılaşılan kritik bir eşik var: Tiyatro üretiminin, tek bir salonun takvimine, teknik sınırlarına ve iktisadi parametrelerine bağımlı hale gelmesi. Bu durum, topluluklara düzenli bir gösterim sürekliliği sağlasa da estetik dolaşım kapasitesini daraltma riski taşır. Oyunun dili, mekânın konvansiyonel çerçevesi içinde güvenli bir biçimde yeniden üretilirken, farklı mekânsal dokularla temas kurma yetisi zayıflar. Dolayısıyla mesele, eserin yalnızca “nerede sahnelendiği” sorusu olmaktan çıkar; tiyatronun kentle kurduğu ilişkinin kapsamı ve derinliği haline gelir.


NEDEN SAHNE DIŞI? KENTLE ORGANİK TEMAS


Sahne dışı üretim pratiği, oyunu fiziksel olarak bir noktadan diğerine taşımaktan ibaret değildir; tiyatroyu kentin gündelik akışına eklemleme çabasıdır. Park, amfi, avlu veya pasaj gibi alanlarda kurgulanan gösterimler, seyirciyi hazır ve tanımlı bir düzenin içine çağırmak yerine, onu kamusal alanın doğal akışı içinde karşılar. Bu karşılaşma biçimi, erişim eşiğini düşürmenin yanı sıra yeni bir estetik imkân da yaratır: Oyunun dünyası, mekânın ritmi ve atmosferiyle yeniden okunur; kamusal alan pasif bir “fon” olmaktan çıkarak dramaturjik bir paydaşa dönüşür.


YILDIZ’IN PARK ROTASI: EV.ANKARA DENEYİMİ


Ankara’da sahne dışına çıkışın somut izdüşümlerinden biri, artalan ekibinin “Yıldız” oyununun parklara taşınması süreciydi. EV.ankara ekibi tarafından yürütülen bu park gösterimleri projesiyle, oyunun farklı parklarda art arda kurgulanması sağlanarak bir “alternatif dolaşım hattı” yaratıldı. Burada park, yalnızca fiziksel bir mekân tercihi değil; oyunun kentle temasını güçlendiren ve seyir deneyimini dönüştüren bir çerçeve işlevi gördü.


MEKÂN HAVUZU: KENTİN POTANSİYEL SAHNELERİ


Parklar bir başlangıç noktası olabilir; ancak sahne dışı üretim, mekân tipolojisinin çeşitlendirilmesiyle zenginleşir. Açık hava amfileri, üniversite kampüsleri, yerleşke içi ortak alanlar, kültür merkezlerinin avluları, iş hanları, pasajlar, müze/galeri bahçeleri ve kent meydanları... Kentin “gündelik” mekânları, nitelikli bir sahneleme diliyle oyunun dramaturjisini genişleten alanlara dönüşebilir. Buradaki temel prensip, mekânı salt bir dekor unsuru olarak araçsallaştırmak değil; mekânla anlamsal bir ortaklık kurabilmektir.


DOLAŞIMIN ETKİSİ: YENİ TEMAS KANALLARI


Üretimin tek bir sahnede yoğunlaşması sadık bir çekirdek izleyici kitlesi yaratır; ancak fiziksel dolaşım sınırlı kaldığında tiyatro, kendi yankı odasına hapsolma riskiyle karşılaşır. Sahne dışı hamleler ise farklı semtlerde, çeşitli toplumsal katmanlarda ve yaş gruplarında yeni temas kanalları açar. Bu durum, niceliksel bir artıştan ziyade erişilebilirlik ve çeşitlilik meselesi olarak okunmalıdır: Tiyatro, belirli bir profilin kültürel rutini olmaktan çıkarak kentin farklı bölgelerinde görünürlük ve işlerlik kazanır.


LOJİSTİK REALİTE: TASARIM VE ÖLÇEK


Elbette sahne dışı üretim, maliyetsiz bir romantizm değildir. Teknik kurulum, nakliye, güvenlik, iklim koşulları, izin süreçleri ve iş gücü gibi başlıklar, doğrudan maliyet ve planlama gerektirir. Bu nedenle sahne dışına çıkış, “her işi her yerde oynama” iddiasından ziyade, projenin ölçeğini ve teknik gereksinimlerini başlangıçtan itibaren bu esnekliğe göre tasarlamakla mümkün olur. Modüler dekor, taşınabilir teknik donanım ve mekâna uyarlanabilir (site-specific) reji stratejileri bu süreçte belirleyicidir.


DESTEK ARAYIŞI: KAMUSAL VE KURUMSAL İŞBİRLİKLERİ


Sahne dışı projeler, çoğu zaman tek bir ekibin üstlenmekte zorlanacağı lojistik ve altyapı ihtiyaçlarını beraberinde getirir. Bu noktada, yerel yönetimler ve kurumsal yapılarla geliştirilecek stratejik ortaklıklar önem kazanır: Mekân tahsisi, teknik altyapı, tanıtım desteği ve lojistik gibi alanlarda işbirlikleri hayati rol oynar. Destek arayışının başarısı, projenin amacını, hedef kitlesini, takvimini ve teknik ihtiyaçlarını net bir biçimde tanımlayan, uygulanabilir bir çerçeve sunulmasına bağlıdır.


SEYİRCİ AÇISINDAN: TİYATROYU ŞEHİRDE KEŞFETMEK


Farklı mekânlarda tiyatro izlemek, seyirci için yalnızca bir “mekân değişikliği” değil; tiyatronun şehirle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye açan bir deneyimdir. Parkta, avluda veya amfide kurulan sahne, kurmacayı mekânın gerçekliğiyle yan yana getirir; izleme pratiğini tazeler ve algıyı keskinleştirir. Tiyatro bu sayede planlı bir “varış noktası” olmaktan çıkıp, “şehirde karşılaşılan bir deneyim”e dönüşür. Bizim açımızdan kıymetli olan da tam olarak budur: Tiyatronun kentin farklı yüzlerine temas edebilmesi ve yeni diyalog zeminleri üretebilmesi.

 
 
  • Instagram
  • Whatsapp
  • X
bottom of page