Tümülüs - Zamban Perform - Kült Sahne
- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur
Fuaye Ankara ekibi olarak, 2 Mart 2026 Pazartesi akşamı Kült Sahne’deydik. Zamban Perform ekibinin ince bir işçilikle sahneye taşıdığı "Tümülüs" oyununu izledik. Oyunun hemen ardından ekiple gerçekleştirdiğimiz fuaye söyleşisinde, hakikatin ve adaletin defalarca öldürülüp yeniden dirildiği bu toprakların belleğine dair oldukça derinlikli bir sohbete imza attık. Gizem Gürer’in yönettiği ve Cenk Türkkanı’nın kaleme aldığı bu nitelikli eser; izleyiciyi hem düşünsel hem de görsel anlamda tatmin eden, başarılı bir çağdaş sahneleme estetiği sunuyor.

"Tümülüs, üç oyuncu tarafından sahnelenen; hakikatin ve adaletin defalarca öldürülüp yeniden dirildiği bu toprakların belleğini araştıran bir ölme–dirilme oyunudur. Oyun, kurmaca bir evrende tablet yazıcısı olan “Kalem-i Hakikat”in sesi aracılığıyla, yüzyıllar boyunca darağaçlarında, sürgün yollarında bastırılmış hakikatlerin bugüne seslenmesini mümkün kılar."
Söyleşimizin ilk bölümünde, oyunun üretim süreci ve metnin evrimi üzerinde duruldu. Yönetmen Gizem Gürer, yazar Cenk Türkkanı’nın aslında "Kalem-i Hakikat" üzerinden tek kişilik bir anlatı olarak kurguladığı metni, kolektif bir imece ruhuyla nasıl üç kişilik törensel bir yapıya dönüştürdüklerini anlattı. Prof. Dr. Nurhan Karadağ’ın Anadolu köy seyirlik oyunları üzerine yaptığı değerli derlemelerden ilham alan ekip, bu otantik ritüelleri sahnede birebir kopyalamak yerine onları modern bir dille harmanlamayı tercih etmiş. Sahnede beliren semah, meddahlık ve gölge oyunu gibi formlar; seyirciye tanıdık bir geçmişi anımsatıp hızla geri çekilen, adeta kolektif belleğimizde incelikli bir kazı çalışması yapan estetik tetikleyiciler olarak kusursuz bir şekilde işliyor.
Oyuncular Buket Tuncer, Nejmettin Şahinoğlu ve Şahan Efe Küçük’ün performansları, klasik psikolojik derinlik arayışının çok ötesine geçerek imajlara ve bedensel dönüşümlere odaklanan zorlu bir çizgide başarıyla ilerliyor. Söyleşide, karakterlerin birer hiyeroglif ya da resim figürü gibi tasarlandığı, sahnedeki nesnelerle kurulan ilişkinin (örneğin yalnızca bir sopanın anne imgesine dönüşmesinin) bu performatif yapıyı nasıl güçlendirdiği konuşuldu. Ekibin sahnedeki kusursuz uyumu, sahnede yarattıkları çoklu dönüşümler ve omuz omuza vererek kurdukları fiziksel tiyatro dinamikleri, tek bir bedene dönüşmüş organik bir bütün izliyormuşuz hissini pekiştiriyor.
Fuayede zihin açan ve üzerine en çok konuştuğumuz konulardan biri ise sahnede şiddetin gösterimine dair yönetmenin sergilediği etik tutumdu. Kadına yönelik şiddetin, aldatılmanın ve hakikati söyleyenlerin (Pir Sultan Abdal'dan Sabahattin Ali'ye uzanan bir tarihsel çizgide) cezalandırılmasının bedensel bir acı sömürüsüne dönüştürülmeden, zekice "anıştırılarak" verilmesi izleyicilerimiz tarafından büyük takdir topladı. Yağmur Gelin ritüelindeki o derin "ah" duygusu üzerinden kurulan analoji, bu topraklardaki kadınların susturulmuş seslerini güçlü bir şekilde yankılandırırken; kentsel yaşamda tiyatro salonlarında bir araya gelmemizin de aslında modern bir ritüel ve dayanışma pratiği olduğu gerçeğiyle hepimizi yeniden yüzleştirdi.
"Tümülüs", tarihsel ve felsefi katmanları, incelikle tasarlanmış atmosferi ve her biri takdiri hak eden oyunculuklarıyla Fuaye Ankara olarak bizlerde güçlü bir iz bıraktı. Hakikatin sesini kısmaya çalışanlara karşı duran, belleğimizi diri tutan bu kıymetli ve başarılı iş için Zamban Perform ekibine teşekkür ederiz. Dileriz bu özenli eser, Anadolu'nun o derin hafızasını uzun yıllar boyunca daha birçok seyirciyle buluşturmaya ve aklımızda yeni ufuklar açmaya devam eder. Ayrıca ilgiyle takip ettiğimiz tiyatro oyunlarına ve uzun söyleşilerimize ev sahipliği için Kült Kavaklıdere ekibine de sonsuz teşekkürler.



