Tartışmalı Tiyatro Ödülleri
- fuayeankara

- 13 Ara 2025
- 3 dakikada okunur

Tiyatro ödülleri, her yıl açıklandığında yalnızca kazananları değil, tiyatro ekosisteminin yapısal sorunlarını da yeniden gündeme taşıyor. Son dönemde art arda açıklanan ödüller ve ardından gelen tartışmalar, özellikle ödenekli tiyatrolar ile özel tiyatroların aynı kategorilerde değerlendirilmesi meselesini yeniden alevlendirdi.
Fuaye Ankara olarak bu yazıda, ödülleri “kim kazandı?” sorusunun ötesine taşıyarak, hangi koşullarda, hangi imkânlarla ve hangi sistem içinde verildiğini tartışmaya açıyoruz. Çünkü mesele, tek tek ödüllerden çok daha büyük bir yapısal eşitsizliğe işaret ediyor.
Sanat Yarıştırılır mı?
Sanatın özünde son derece öznel bir alan olduğu hepimizin malumu. Bir oyun, bir seyirci için sarsıcıyken bir başkası için sıradan olabilir. Kimisi oyunculuğa odaklanır, kimisi metne, kimisi sahne tasarımına… Bu nedenle sanatın “yarıştırılması” meselesi, yalnızca Türkiye’de değil, dünya genelinde de yıllardır tartışılan bir başlık.
Öte yandan ödüllerin tamamen anlamsız olduğunu da söylemek mümkün değil. Tiyatro gibi maddi getirisi sınırlı, emeği yüksek bir alanda ödüller; görünürlük, motivasyon ve seyirciyle bağ kurma açısından ciddi bir karşılık yaratabiliyor. Yıldız Kenter’in yıllar önce bir ödül konuşmasında söylediği “Bu ödüle çok ihtiyacım vardı” cümlesi, ödüllerin duygusal ve mesleki karşılığını özetleyen güçlü bir örnek.
Ancak tam da bu nedenle, ödüllerin hangi zeminde verildiği hayati bir önem taşıyor.
Aynı Kulvar, Farklı Koşullar
Bugün Türkiye’de tiyatro ödüllerinin büyük bölümü, ödenekli tiyatrolar ile özel tiyatroları aynı havuzda değerlendiriyor. Kağıt üzerinde “eşit” görünen bu yaklaşım, pratikte ciddi bir adaletsizlik üretiyor.
Çünkü koşullar eşit değil.
Devlet Tiyatroları’nın yıllık bütçesi milyarlarca lira seviyesindeyken, özel tiyatrolara dağıtılan toplam destek onlarca milyon lira ile sınırlı.
Ödenekli tiyatrolar; teknik ekipman, sahne altyapısı, personel güvencesi ve lojistik imkanlar açısından çok daha avantajlı bir konumda.
Özel tiyatrolar ise çoğu zaman ağır vergi yükleri, yetersiz destekler ve kişisel fedakarlıklarla ayakta kalmaya çalışıyor. Dekorunu kolunun altına alıp turneye çıkan, ışığını gittiği sahneden “rica ile” kuran ekipler bu ülkenin gerçeği.
Bu iki yapının, özellikle prodüksiyon ve teknik kategorilerde aynı kriterlerle değerlendirilmesi, kaçınılmaz olarak eşitsiz sonuçlar doğuruyor.
Sayılar Ne Söylüyor?
Afife Tiyatro Ödülleri’nin 1997’den bugüne açık verileri incelendiğinde tablo daha da netleşiyor.
Yılın En Başarılı Prodüksiyonu: 27 yılda 20 kez ödenekli tiyatrolar, 7 kez özel tiyatrolar.
Teknik kategoriler (sahne tasarımı, giysi, ışık, müzik) toplamında: 103 ödül ödenekli tiyatrolara, 31 ödül özel tiyatrolara.
Buna karşılık oyunculuk, yönetmenlik ve genç kuşak ödüllerinde tablo tersine dönüyor. Özel tiyatrolar, bu alanlarda öne çıkıyor. Bu durum ister istemez şu soruyu doğuruyor:
“Ödüller, sanatsal başarıyı mı yoksa prodüksiyon gücünü mü ölçüyor?”
Jüri Meselesi ve Şeffaflık Sorunu
Tartışmanın bir diğer önemli ayağı jüri yapıları. Ödenekli tiyatroların aday olduğu bir ödül sisteminde, aynı kurumlardan sanatçıların jüri koltuğunda yer alması ciddi bir etik soru işareti yaratıyor. Bu durum yalnızca fiili bir çıkar çatışması değil, algısal bir adaletsizlik de üretiyor.
Üstelik yıllardır dile getirilen bir başka iddia da şu: jürilerin tüm oyunları izleyememesi. Yüzlerce oyunun sahnelendiği bir sezonda, tüm yapımların eşit şekilde değerlendirilmesi pratikte neredeyse imkânsız. Bu da ödüllerin “tarihe kalan” belgeler olmaktan çok, tartışmalı notlara dönüşmesine neden oluyor.
Ödül Enflasyonu ve Anlam Kaybı
Bazı ödül sistemlerinde ise bu kez başka bir sorun ortaya çıkıyor: kategori enflasyonu. “En iyi küçük sahne oyunu”, “en iyi tek kişilik oyun” gibi başlıklar arttıkça, ödülün ağırlığı ve ayırt ediciliği zayıflıyor.
Bu durum, iyi niyetli bir kapsayıcılık arzusundan doğsa da, uzun vadede ödüllerin anlamını aşındırıyor. Seyirci nezdinde şu algı güçleniyor:
“Galiba herkese ödül veriliyor.”
Genç Kuşak ve Görünürlük
Tüm eleştirilere rağmen, özellikle genç kuşak ödüllerinin yarattığı etkiyi görmezden gelmek mümkün değil. Genç bir oyuncu ya da ekip için alınan bir ödül; seyirci sayısından turne imkanlarına, hatta dizi ve film sözleşmelerine kadar somut sonuçlar doğurabiliyor.
Dikkat çekici olan ise genç kuşak ödüllerinin büyük bölümünün özel tiyatrolardan çıkması. Bu durum, ödenekli kurumların genç sanatçılara yeterince alan açıp açmadığı sorusunu beraberinde getiriyor.
Asıl Mesele: Sistem
Tüm bu tartışmaların özünde tek bir mesele yatıyor: sistem. Ödüller, sistemdeki adaletsizliği örtmek yerine onu görünür kılıyor. Ancak sistemi düzeltmek yerine, sistemin ürettiği sonuçları ödüllendirdiğimizde, sorunun kendisi yerli yerinde kalıyor.
Eşit olmayan koşullarda verilen ödüller, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, adalet duygusunu zedeliyor.
Fuaye Ankara’dan Bir Not
Fuaye Ankara olarak bize sık sık “Neden siz de ödül vermiyorsunuz?” sorusu yöneltiliyor. Bu soruyu uzun süredir kendi içimizde tartışıyoruz. Ancak şu noktada netiz:
Önce adil bir zemin, sonra ödül.
Ankara ekipleriyle turne oyunlarının, ödenekli yapılarla özel tiyatroların bile aynı imkanlara sahip olmadığı bir ortamda, “adil” bir ödül sistemi kurmak kolay değil. Bu yüzden ödül vermekten önce, bu eşitsizlikleri konuşmayı, görünür kılmayı ve tartışmayı daha anlamlı buluyoruz.
Sonuç Yerine
Bu yazı, tek bir ödül törenine ya da tek bir kuruma yönelik bir itiraz değil. Mesele kişiler değil, yapılar. Mesele ödül alan sanatçılar değil, o ödüllerin hangi koşullarda verildiği.
Tiyatro; seyirciyle birlikte var olan, canlı ve kolektif bir sanat. Onu yaşatan da büyük bütçelerden çok, inatla ve tutkuyla üretmeye devam eden ekiplerdir.
Ve belki de en kıymetli ödül, hâlâ salonları dolduran seyircinin varlığıdır.
Video Kaynağı: Bu yazı, Fuaye Ankara’nın aşağıdaki video içeriğinden üretilmiştir: https://youtu.be/JVsAGi0pQpc



