Sesin Hafızası: Festivalde “Gomidas” ile Bir Karşılaşma | Arşiv
- fuayeankara

- 27 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

Festivalin Hafızası: Tarih, Mekân, Bağlam
Arşivimizin sayfalarını 27 Kasım 2023 tarihine, 26. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali atmosferine çeviriyoruz. O akşam Yılmaz Güney Sahnesi’nde, Yolcu Tiyatro’nun sahnelediği “Gomidas” ile Osmanlı’dan Avrupa’ya uzanan hüzünlü bir yolculuğa tanıklık etmiştik. Kütahya doğumlu müzikolog, besteci ve rahip Gomidas Vartabed’in Anadolu ve dünya kültüründe derin izler bırakan hikâyesi; sahnede yalnızca biyografik bir anlatı olarak değil, aynı zamanda sesin, belleğin ve kaybın birlikte örüldüğü güçlü bir sahne dili olarak karşımıza çıkmıştı.
Sahnedeki Taşıyıcı Güç: Oyunculuk ve Çok Ses
Oyunun sahne üzerindeki etkisinin başlıca kaynaklarından biri, 90 dakika boyunca enerjisini hiç düşürmeden Gomidas’a hayat veren Fehmi Karaarslan’ın yoğun ve kontrolü yüksek performansıydı. Ona eşlik eden, Şef Hagop Mamigonyan yönetimindeki Lusavoriç Korosu ise sahnedeki bir diğer “başrol” olarak anlatının omurgasını güçlendirmişti. Gomidas’ın “Müzik Kutusu” dediği coğrafyanın çok sesliliği, koronun canlı performansıyla birleşerek tiyatro sahnesini zaman zaman ritüel hissi uyandıran, mistik bir deneyim alanına dönüştürmüştü.
Fuayede Açılan Katmanlar: Söyleşi Notları
Oyun sonrası gerçekleşen söyleşide, yazar ve yönetmen Ahmet Sami Özbudak aramızda olamasa da metnin kurduğu dünya ve taşıdığı tarihsel katmanlar üzerine yoğun bir sohbet yürüttük. Yapımcı Ersin Umut Güler, bu eserin Gomidas’ın hayatına odaklanan ender projelerden biri olduğunu vurgularken; Fehmi Karaarslan rolle kurduğu kişisel bağı ve bu yükü taşırken açılan oyunculuk alanını paylaştı. Şef Hagop Mamigonyan ise bir tiyatro projesinde koro ile yer almanın sahne üstü dinamiklerini, müziğin oyundaki işlevini ve kolektif üretimin inceliklerini anlatarak bu buluşmayı bizim için daha da derinleştirdi.
Neden “Gomidas” Hâlâ Önemli?
“Gomidas”, tekil bir biyografinin ötesinde, bu coğrafyada sesin nasıl bastırıldığı, nasıl taşındığı ve nasıl yeniden kurulduğu üzerine düşünen bir sahne önerisi sunuyor. Tarihsel travmayı yalnızca anlatmakla yetinmeyip, müziği ve koro düzenini dramaturjinin merkezine alarak hatırlama biçimlerine dair bir perspektif açıyor; seyirciyi, kaybın dili kadar dayanıklılığın estetiğiyle de yüzleştiriyor. Bu yönüyle oyun, Gomidas Vartabed’in mirasını yalnızca “anmak” değil, onu sahnede güncel bir karşılaşmaya dönüştürmek anlamına geliyor; Ankara’da festival bağlamında izlenmesi ise bu karşılaşmayı kolektif bir hafıza deneyimine taşıyan kıymetli bir eşik oluşturuyordu.



