Sabırsız Tiyatro Seyircisi, Hız Kültürü ve Sahne Ritmi | Mesele
- fuayeankara

- 28 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

DEĞİŞEN ZAMAN ALGISI VE SAHNE
Günümüz tiyatro deneyimi, yalnızca sahnedeki hikayeyle değil, seyircinin koltuğundaki biyolojik ve zihinsel saatiyle de mücadele ediyor. Eskiden tüm akşamı kapsayan, aralarıyla birlikte bir ritüele dönüşen tiyatro izleme eylemi; yerini "hızlı tüketilen", takvime sıkıştırılmış bir etkinliğe bırakma eğiliminde. Hayatın her alanına sirayet eden hız kültürü, sahnenin zaman algısını da dönüştürüyor; seyirci artık sadece "ne izleyeceğini" değil, "ne kadar süreceğini" de öncelikli kriter haline getiriyor.
GEÇMİŞİN RİTÜELİ: BİR GÜN SÜREN TEMAŞA
Tarihe baktığımızda, tiyatronun hiçbir zaman "aradan çıkarılacak" bir etkinlik olmadığını görürüz. Antik Yunan’da şafakla başlayıp gün batımına dek süren oyunlar, seyirci için bir sabır testi değil, toplumsal bir görev ve şölendi. 19. yüzyılda ise beş perdelik oyunlar, uzun antraktlar, salon içi sosyalleşmeler ve yenen yemeklerle tiyatro, hayatın aktığı 4-5 saatlik geniş bir zamana yayılırdı. O dönemde seyirci için zaman, "kazanılması gereken" bir yarış değil; sanatla ve toplumla "içinde yaşanılan" bir genişlikti.
TEK PERDE BASKISI VE "KESİNTİSİZLİK" ARZUSU
Bugün ise "Oyun kaç perde? Ara var mı?" soruları artık sadece bir bilgi edinme çabası değil, bir tercih sebebi. İki perdelik, uzun soluklu oyunlara duyulan mesafe giderek açılıyor. Seyirci, hikayenin bölünmesini, aradaki sohbeti ve bekleme süresini bir "vakit kaybı" olarak kodlamaya başladı. Bu durum, metinlerin matematiğini ve rejileri de tek perdeye, 70-90 dakikalık bloklara sıkışmaya zorluyor. Kesintisiz akış arzusu, tiyatronun o kendine has "demlenme" süresini tehdit eder hale geliyor.
DİJİTAL HIZIN KOLTUKTAKİ YANSIMASI
Sosyal medyada 15 saniyelik videolara alışan, sıkıldığı an parmağını kaydıran zihinler, karanlık bir salonda iki saat boyunca "hareketsiz" kalmakta zorlanıyor. Dijital dünyadaki "atlama" (skip) tuşunun gerçek hayatta olmayışı, seyircide gizli bir huzursuzluk yaratıyor. Sahnedeki tempo düşüklüğü, dramatik sessizlikler veya uzun monologlar; derinlikli bir estetik tercih olmaktan çıkıp, sabırsız zihinler için bir tahammül sınavına dönüşüyor. Hız kültürü, sahnenin ritmine dışarıdan müdahale ediyor.
HİKAYENİN SİNDİRİLMESİ Mİ, TÜKETİLMESİ Mİ?
Tiyatro doğası gereği "şimdi ve burada" olmayı, durmayı ve dinlemeyi gerektirir. Ancak sabırsızlaşan seyirci refleksi, oyunun bir an önce finale varmasını, sonucun hemen verilmesini talep ediyor. Bu baskı, oyunların içeriklerinin yüzeyselleşmesi riskini doğurur. Oysa bazı hikayelerin anlatılması için zamana, bazı karakterlerin derinleşmesi için uzun soluklu sessizliklere ihtiyaç vardır. Süre kısalırken, tiyatronun vadettiği o derinlikli yolculuğun da eksilmemesi gerekir.



