Moira - Mundial Yapım - Kült Sahne
- 18 saat önce
- 2 dakikada okunur
Fuaye Ankara ekibi olarak, 17 Haziran 2026 Salı akşamı Kült Sahne'deydik. Mundial Yapım'ın sahneye taşıdığı "Moira" oyununu izledik. Oyunun hemen ardından ekiple gerçekleştirdiğimiz fuaye söyleşisinde, üzerine yıkılmak üzere olan evlerde aidiyet arayan üç kadının hikâyesi üzerinden, metropolün acımasız yüzü ile bir şehre ait olma ihtiyacının nasıl iç içe geçtiğine dair derinlikli bir sohbet gerçekleştirdik. Furkan Soytürk'ün yazdığı, Tara Haçikoğlu'nun yönettiği oyun; Umay, Deniz ve Ekin'in İstanbul'dan Ankara'ya, oradan İzmir'e uzanan yolculuğunu kırılgan ama asla sessiz olmayan bir direniş anlatısına dönüştürüyor.

Söyleşinin ilk odak noktası, oyunun üretim süreci ve metnin geçirdiği dönüşümdü. Ekip, "Moira"nın Zorlu PSM Kısalar atölyesinde doğduğunu ve eylül ayından itibaren sahnelendiğini aktardı. Kısa formdan uzun forma geçilirken metnin bilinçli olarak hafifletildiği, doğrudan politik göndermelerin geri çekilerek yerine daha genel ve evrensel meselelerin yerleştirildiği konuşuldu. Bu tercih, oyunun belirli bir güncel tartışmaya sıkışmadan, aidiyet ve barınma gibi daha geniş bir zemine yayılmasını sağlıyor. Ankara'nın oyunun ilk turnesindeki ilk duraklardan biri olması ve Ankara seyircisinin gösteriye yaklaşımındaki ciddiyet de fuayede üzerinde durduğumuz konulardan biriydi.
Oyunun biçimsel tercihleri, söyleşinin en çok genişleyen başlıklarındandı. Klasik bir diyalog kurgusundan kaçınılarak üç kadının sesi üzerinden ilerleyen bir anlatım biçiminin neden seçildiği soruldu. Ekip, yazarın esinlenme fikrine güçlü bir biçimde inandığını ve metnin açık, "oyuncaklı" yapısını, yani farklı biçimlerde oynanmaya elverişli esnekliğini özellikle önemsediğini belirtti. Oyuncuların kendi hayatlarından oyuna ne kattığı sorusu da bu noktada gündeme geldi. Sahnedeki üç kadının yaşadıkları, izleyenlerin pek çoğunun, özellikle de kadınların kendi hayatlarında karşılık bulabileceği deneyimler; oyuncular da bu deneyimlerden parçalar taşıyarak, karakterlerle kendi hikâyeleri arasında bağ kurarak sahneye çıkmış.
Söyleşide üzerine en çok konuştuğumuz katmanlardan biri ise oyunun adı ve bu adın görsel tasarıma yansıma biçimiydi. "Moira", Yunan mitolojisinde kaderi, yazgıyı ve her insana düşen payı simgeliyor. Bu kader fikri, kostüm ve dekor tasarımında somut bir karşılık buluyor: üç kadını birbirine bağlayan kırmızı kuşak, doğrudan kader bağıyla ilişkilendirilerek konuşuldu. Dekorda aşağıya doğru çapraz inen, ağaç gövdesini andıran ten rengi kalın bağlar ise bu yazgı imgesini sahnenin bütününe taşıyor. Hilal Polat'ın kostüm ve sahne tasarımı, üç kadının kaderlerinin nasıl birbirine düğümlendiğini sözden önce görünür kılıyor.
Fuaye'de konuştuğumuz son başlıklardan biri de bağımsız bir oyunu turneye çıkarmanın pratik gerçekleriydi. Işık tasarımının her mekânda istenildiği gibi kurulamadığı, turne koşullarının kimi zaman teknik kısıtlamalar ve imkânsızlıklar getirdiği samimi bir biçimde paylaşıldı. Bu koşullar altında bile oyunun atmosferini ayakta tutabilmesi, ekibin sahne karşısındaki esnekliğini ve dayanıklılığını gösteriyor.
"Moira", aidiyet ihtiyacını ve metropolün kıyısında hayatta kalma çabasını üç kadının sesinde buluşturan, hem kırılgan hem inatçı bir iş olarak Fuaye Ankara olarak bizlerde iz bıraktı. Bize bu deneyimi ve sonrasındaki açık yürekli sohbeti yaşattıkları için Mundial Yapım ekibine teşekkür ederiz. Dileriz "Moira", İstanbul'dan Ankara'ya, oradan İzmir'e uzanan yolculuğunda daha pek çok seyirciyle buluşmaya ve o sessiz kalmayan sesini her yere taşımaya devam eder. Ayrıca ilgiyle takip ettiğimiz oyunlara ve uzun söyleşilerimize ev sahipliği yaptığı için Kült Sahne ekibine de teşekkür ederiz.



