top of page

İçerde Polis Var! - Tatbikat Sahnesi


Tatbikat Sahnesi’nde 24 Aralık 2025 akşamı, Erdal Ozan Metin’in yazıp yönettiği “İçerde Polis Var!” adlı oyunu izledik. Gösterimin hemen ardından gerçekleştirdiğimiz fuaye söyleşisinde ekip ve seyircilerle bir araya gelerek; oyunun sert gerçekçi tek kişilik form içinde kurduğu anlatı dilini, kuşak aktarımı üzerinden ördüğü “erkeklik” hattını ve bu hattın içinde daha da görünür kılınan kadın hikâyelerinin belirleyici ağırlığını, ayrıca mizah–kara mizah–dramatik olay dengesini ayrıntılı biçimde konuştuk. Fuaye Ankara olarak bu buluşmadan; oyunun yoğunluğu kadar, bu yoğunluğu yönetme becerisiyle de güçlenen ve seyir deneyimini oyunun ötesine taşıyan verimli bir düşünme zeminiyle ayrıldığımızı söylemeliyiz.


Oyunda görünürde oğul–baba–dede kuşağından üç erkeğin hikâyesini dinlesek de, söyleşide özellikle altını çizdiğimiz nokta şuydu: Bu hat, oyunu “erkek hikâyesi”ne kapatmıyor. Tam tersine, metnin içinde yer alan kadın hikâyeleri ve bu hikâyelerin taşıdığı belirleyici ağırlık, anlatıyı daha dengeli ve kapsayıcı bir zemine taşıyor. Seyir açısından bu denge, temsil hesabından ziyade, hikâyenin etik ve duygusal yükünün tek bir cinsiyet rejimine yığılmaması anlamına geldi; oyun, erkeklik tartışmasını “erkeklerin iç meselesi” olarak bırakmak yerine, onun çevresinde oluşan yaşamları ve sonuçları da sahnenin merkezine yaklaştırdı. Bu nedenle, görünürde erkekler üzerinden kurulan yapı, pratikte cinsiyetler üstü bir hikâye alanı açtı.


Bir diğer temel başlık, oyunun ton rejimiydi. Söyleşide hem ekipten hem seyircilerden gelen yorumlar, oyunun mizah, kara mizah ve dramatik olaylar arasında kurduğu dengenin “acıyı hafifleten” değil, acıyı daha sahici kılan bir işleve sahip olduğu yönünde birleşti. Çok acıklı durumlar, performansın taşıdığı ölçü ve ritim sayesinde ne seyirciyi boğan bir ağırlığa dönüştü ne de kolay bir duygusallığa kaydı; kara mizahın devreye girdiği anlar, gerçeğin sertliğini görünür kılarken seyircinin düşünmesine de alan açtı. Tek kişilik yapıda bu denge, kritik bir eşiği tuttu: Duygu yoğunluğu artarken anlam katmanları kapanmadı.


Bu noktada Kartal Can Ermiş’in oyunculuğu, oyunun kurduğu dengeleri taşıyan asli bir unsur olarak öne çıktı. Sahnedeki karakter, tek kişilik metinlerde sıklıkla karşılaştığımız, “erkekliğiyle belirginleşen” ve dramatik yoğunluğu çoğu zaman bir tür dışa taşma/bağırma estetiğiyle kuran klasik bir tipolojiye yaslanmıyor. Ermiş’in kurduğu yorumda, karakterin bir tarafı belirgin biçimde duyarsızlaşmış; diğer tarafı ise yaşadığı olayları sıklıkla iç çatışmaya dönüştüren, kendini içeriden kemiren bir kırılganlık taşıyor. Bu ikilik, “gösterişli” bir dramatizasyona değil; ölçülü, kontrollü ve sahici bir gerilime bağlanıyor. En önemlisi, karakter “erkekliğiyle sahneden seyircinin üzerine böğürmüyor”; bunun yerine, erkekliğin bir alışkanlık ve dil rejimi olarak içerde nasıl çalıştığını, küçük kaymalarla, ani sertleşmelerle ve hemen ardından gelen geri çekilmelerle görünür kılıyor. Bu sayede seyirci, bir “erkeklik gösterisi” izlemek yerine, erkekliğin içeride kurduğu denetimle yüzleşmeye çağrılıyor.


Söyleşide konuştuğumuz üzere, bu performansın arkasında Erdal Ozan Metin ile Kartal Can Ermiş’in sıkı bir çalışma süreci ve birbirlerini iyi tanıyarak geliştirdikleri ortak bir dil de hissediliyor. Karakterin ton geçişleri, ritmi ve duygusal eşiği; metnin sert gerçekçi yükünü tek bir bedende taşırken, onu tek kanala sıkıştırmayan bir oyunculuk-metin işbirliğiyle sahnede karşılığını buluyor. Bu birliktelik, hem karakterin “dengeli” kalmasını sağlıyor hem de oyunun mizah–kara mizah–dramatik olay hattında kurduğu ayarı güvenceye alıyor.


Bu dengelerin korunmasında, söyleşide konuştuğumuz üzere, ekibin işbirliği içinde çalışması da belirleyici göründü. Yönetmenlik tercihlerinin yazarın kurduğu yoğun dili sahnede taşınabilir kıldığı; dramaturjik gözün ritim ve anlam eşiklerini netleştirdiği; oyuncunun ise tüm bu katmanları tek bedende birbirine karıştırmadan ama birbirinden koparmadan aktardığı bir ortaklık hissedildi. Oyunun dili ve seyirciye aktarılma biçimi yer yer oldukça yoğunken, reji seçimlerinin bazı anlarda bu yoğunluğu bilinçli biçimde hafifletmesi hem oyuna hem seyirciye nefes aldırdı; bu “nefes aralıkları” yeni keşiflere ve yeni okumalara da imkân sağladı.


Fuaye Ankara açısından İçerde Polis Var!, sert gerçekçi bir çerçevede “denge”yi yalnızca tematik düzeyde değil, sahneleme ve performans düzeyinde de arayan bir iş olarak öne çıktı: Kuşak anlatısı ile yan hikâyeler, erkeklik hattı ile kadın hikâyelerinin ağırlığı, acı ile kara mizahın dozajı ve yoğun dil ile nefes alan ritim arasında kurulan hassas ayar, seyircinin oyunu hem duygusal hem düşünsel olarak izlemesine alan açtı. Tatbikat Sahnesi ekibine bu buluşma ve açık sohbet için teşekkür ediyor; oyunun daha çok seyirciyle karşılaşmasını diliyoruz.

 
 
  • Instagram
  • Whatsapp
  • X
bottom of page