top of page

Eve Dönesim Yok: Şehirde Yürümek, Karşılaşmak, Çıkış Aramak - Zemin Kolektif - Kült Sahne


Kült Sahne’de, 17 Aralık 2025 akşamı, Zemin Kolektif’in “Eve Dönesim Yok” adlı oyununu izledik. Gösterimin hemen ardından gerçekleştirdiğimiz fuaye söyleşisinde ekip ve seyircilerle bir araya gelerek; oyunun ortaya çıkış sürecini, sahnede kurduğu dilin dayandığı soruları ve “kadının şehirle ilişkisi” temasını farklı katmanlarıyla konuşma fırsatı bulduk. Bu yazı, o buluşmadan kalan izlenimleri ve söyleşide açılan başlıkları bir araya getiriyor.


"Devised yöntemiyle ortaya çıkan Eve Dönesim Yok, kadının şehirle ilişkisinin temsilini hem tarihsel açıdan hem de sinemadaki temsili üzerinden okuyarak, flanöz kadınları sahneye taşıyor. Leyla, Tülin ve Damla. Birgün hiçbir sebepleri olmadan evden dışarı çıkarlar. İstanbul'un tekinsiz ve binbir olasılık barındıran sokakları bu kez de bu üç kadının dertlerinin, hayallerinin ve yaşamlarının mekanı olur.  Beyoğlu'nun farklı semtlerinde dolaşırken içine düştükleri ablukalardan bir çıkış yolu arayan kadınlar birbirleri ile karşılaşırlar. Cihangir, Tophane ve Dolapdere üçgenindeki bu karşılaşma onları nereye götürecek?"


Eve Dönesim Yok, devised (kolektif üretim) yöntemiyle üretilmiş bir oyun. Kadının şehirle ilişkisinin temsilini hem tarihsel bir çerçevede hem de sinemadaki karşılıkları üzerinden düşünürken, flanöz figürünü sahneye taşıyor. Leyla, Tülin ve Damla’nın bir gün evden çıkmasıyla başlayan hikâye; İstanbul’un tekinsiz ve binbir olasılık barındıran sokaklarında, karşılaşmalarla ve kesintilerle ilerliyor. Beyoğlu’nun farklı semtlerinde dolaşan bu üç kadın, içine düştükleri “abluka” hâllerinden bir çıkış yolu ararken birbirleriyle karşılaşıyor; Cihangir–Tophane–Dolapdere hattı da oyunda yalnızca bir rota değil, gerilimi büyüten bir eşik alanı olarak çalışıyor.


Söyleşide en çok konuştuğumuz başlıklardan biri, “evde olmak” ve “sokakta olmak” deneyiminin herkes için aynı olmadığıydı. Oyun, bu farkı büyük cümlelerle kurmak yerine, yürüyüşün ritmi ve duraksamalar üzerinden görünür kılıyor. Şehirde var olmanın her an yeniden ayarlanan bir dikkat hâli gerektirmesi; bakışla, temkinle, yön değiştirmeyle ve bazen de geri çekilmek zorunda kalmakla ilişkileniyor. Bu çerçevede flanöz kavramı, oyunun dünyasında yalnızca bir referans değil; kentte dolaşmanın cinsiyetlenmiş koşullarını tartışmaya açan bir anahtar gibi işliyor.


Fuaye söyleşisinde üretim süreci de ayrıntılı biçimde ele alındı. Ekip, oyunun kolektif üretim mantığıyla uzun bir zamana yayılan bir çalışma süreci sonunda biçimlendiğini; metnin ve sahne akışının prova odasına getirilen malzemelerle, denemelerle ve ortak kararlarla netleştiğini paylaştı. Bu yöntem, oyunda “tek merkezli” bir anlatı yerine çoğul bir deneyim alanı kuruyor. Seyircinin kendi şehir hafızasını ve gündelik yürüyüş deneyimini oyunun içine taşıyabilmesi, bu açıklığın doğal bir sonucu olarak fuayede de karşılığını buldu.


Konuştuğumuz bir diğer başlık, oyunun dil ve anlatım tercihleri oldu. Anlatıcı katmanının zaman zaman daha betimleyici ve daha “edebî” bir tınıya yaslanması; seyircinin deneyimiyle oyunun anlatma ihtiyacı arasındaki gerilimi canlı tutuyor. Bu tercih, bazı sahnelerde seyirciyi doğrudan “an”ın içine bırakırken, bazı sahnelerde de şehrin dokusunu, semtlerin çağrışımlarını ve karakterlerin iç akışını daha belirgin hâle getiriyor.


Hareket tasarımı ve sahne üzerindeki beden dili, oyunun en belirleyici katmanlarından biri olarak öne çıktı. Yürümek, yalnızca anlatının konusu değil; sahnede mekânı kuran ve dönüştüren temel bir eylem hâline geliyor. Karakterlerin karşılaşmaları, yollarının kesilmesi, aynı sokakta farklı yönlere dağılmaları ya da bir noktada “kalakalmaları”, oyunun şehir okumasını somutlaştırıyor. Bu açıdan Eve Dönesim Yok, İstanbul’u bir arka plan gibi kullanmaktan çok, karakterlerle birlikte oynayan canlı bir dramaturjik ortak olarak sahneye taşıyor.


Bizim için Eve Dönesim Yok, gündelik olanın içindeki gerilimi ve eşitsizliği görünür kılarken, karşılaşmanın ve birlikte çıkış aramanın ihtimalini de tamamen kapatmayan bir iş. Oyun, şehirde yürümenin basit bir eylem olmadığını; kimi zaman özgürlük, kimi zaman tedirginlik, kimi zaman da dayanışma duygusuyla birlikte örüldüğünü hatırlatıyor. Fuaye söyleşisi ise bu hatırlatmayı genişletti: Şehirde kim rahat yürüyebiliyor, kim yürürken sürekli ölçüp biçiyor, kim “ev”i güvenlik, kim “ev”i sınır olarak yaşıyor? Zemin Kolektif’e bu buluşma ve açık sohbet için teşekkür ediyor; oyunun daha çok seyirciyle buluşmasını diliyoruz.

 
 
  • Instagram
  • Whatsapp
  • X
bottom of page