top of page

Enflasyon, Zamlar ve Yeni Yılda Özel Tiyatronun Sürdürülebilirlik Krizi


ZAMLARIN RUTİNLEŞMESİ


Yeni yıl zamları artık istisna değil, yapısal bir rutine dönüşmüş durumda. Enflasyonun kalıcı baskısı; kira, telif, teknik ekipman, personel ve operasyon maliyetlerini eşzamanlı artırıyor. Özel tiyatrolar açısından mesele “bu sezonu çıkarmak” değil; her sezon başında yeniden kurulan bir kırılganlık rejimiyle çalışmak. Böyle bir düzende sürdürülebilirlik, istikrarlı bir planlama olmaktan çıkıyor.


MALİYET YAPISI VE GÖRÜNMEYEN KALEMLER


Seyircinin gördüğü bilet fiyatıdır; oysa sahnenin arkasında çok katmanlı bir maliyet yapısı bulunur. Salon kiraları, teknik servis, telif, sigorta, lojistik ve iletişim giderleri; üretimi belirleyen ana kalemlerdir. Bu kalemler yükselirken gelir tarafının aynı hızla artmaması, tiyatroyu “maliyet şoku”na açık hale getirir. Sorun, tek bir gider değil; bütün bir ekosistemin daralmasıdır.


FİYATLANDIRMA KISKACI


Bilet fiyatına zam yapmak, erişimi daraltma riski taşır; zam yapmamak ise üretimin devamını riske atar. Alım gücünün düştüğü bir ortamda tiyatrolar, fiyatlandırma kararını yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir eşik olarak yaşar. Burada ortaya çıkan gerilim basittir: erişilebilirliği korumak için fiyat baskılanır; ancak maliyetler artmaya devam eder. Sonuç, sürekli ertelenen bir kırılma noktasıdır.


POLİTİKASIZLIK VE KAMUSAL DESTEK BOŞLUĞU


Asıl mesele, kültür-sanat alanında tutarlı ve öngörülebilir bir politikanın eksikliğidir. Kamusal destek mekanizmaları güçlenmediği ölçüde finansman yükü tek başına gişeye yığılır. Gişe tek başına sürdürülebilir bir kültür finansmanı modeli değildir. Üstelik devletin destekleyici rolü yerine, vergi ve yükümlülükler üzerinden alanı daha da zorlayan bir çerçeve oluştuğunda, özel tiyatro “piyasa koşullarında kamusal hizmet üretmeye” zorlanır.


SEYİRCİ, TALEP VE KÜLTÜREL ERİŞİM


Bu koşullar seyirci davranışını da dönüştürür. Kültür-sanat harcamaları, alım gücü baskısı altında ilk kısılan kalemlerden biridir; bu da talebi daraltır ve riskli üretimleri daha kırılgan kılar. Sonuçta repertuvar çeşitliliği, yeni metin ve denemeler, uzun soluklu projeler doğrudan etkilenir. Mesele “seyircinin tercihi”nden çok, erişimi belirleyen ekonomik ve yönetsel çerçevenin darlığıdır.


TEMEL SORU VE ÇIKIŞ ARAYIŞI


Temel soru şudur: Özel tiyatro, artan maliyetler karşısında erişimi nasıl koruyacak; erişimi korurken üretimi nasıl sürdürecek? Bu ikilemin çözümü, yalnızca zam tartışmasına sıkışamaz. Kamusal destek modelleri, vergi yükünün yeniden düzenlenmesi, kira/altyapı baskısını azaltan mekanizmalar ve dayanışma ağları birlikte düşünülmek zorunda. Aksi halde “rutin zam” pratiği, sahneyi kalıcı bir daralma döngüsüne sokar. Bu koşullarda “politikası olmayan” alan, tesadüflere bırakılmıştır.

 
 
  • Instagram
  • Whatsapp
  • X
bottom of page