BELEDİYERİN TİYATRO ANLAYIŞI: Erişim değil, “etkinlikçilik” mi büyüyor?
- 10 saat önce
- 2 dakikada okunur

KÜLTÜR POLİTİKASI YERİNE “ETKİNLİK PROGRAMI”
Ücretsiz ya da çok düşük ücretli tiyatro etkinliği, kulağa kamusal bir görev gibi geliyor; fakat kültür politikası olmayan belediyelerde bu model hızla “göz boyayan takvim”e dönüşebiliyor. Çünkü mesele tekil etkinlik sayısı değil; süreklilik, hedef, ölçüt, şeffaflık ve yerel ekosisteme etkisi. Kentte kültürü dönüştüren şey, “çok etkinlik” değil; liyakatli kadro, kaynak, programlama mantığı ve kapsayıcı bir çerçeveyle kurulan politika. Etkinlik yığını, bu çerçeve kurulmadığında bir kültür politikasına dönüşmüyor; yalnızca vitrin üretiyor.
POPÜLER OLANI TAŞIMAK: KOLAY GÖRÜNÜRLÜK, ZAYIF SORUMLULUK
Bu tür programlarda çoğu zaman zaten popüler olan, zaten seyircisi bulunan oyunların seçilmesi; “salon dolsun, fotoğraf çıksın” mantığıyla çalışıyor. Böylece belediye, seyirci üretme sorumluluğu üstlenmeden “kalabalık” üretebiliyor. Popüler işlerin kamu eliyle taşınması tek başına sorun değil; sorun, bunun yerel üretimi büyüten bir stratejiye bağlanmaması: yeni izleyici inşa etmeyen, farklı işleri görünür kılmayan, kentte düzenli tiyatro alışkanlığı kurmayan bir dolaşımda ücretsiz bilet, kültür politikasının yerine geçen bir “anlık başarı göstergesi” oluyor.
DAVETLİ DOLDURMA VE KAPASİTE AŞIMI: “KALABALIK” KÜLTÜRÜN YERİNE GEÇİNCE
Ücretsiz etkinliklerde sık görülen pratiklerden biri, salonların davetliyle doldurulması ve kapasite yönetiminin gevşemesi. Bu, sadece konfor meselesi değil; doğrudan güvenlik ve organizasyon etiği meselesi. Oturma düzeninin bozulması, giriş-çıkışların kilitlenmesi, salonun kapasitesinin üzerinde insan alınması; tiyatro izleme deneyimini “kamusal karşılaşma”dan çıkarıp “kontrolsüz kalabalık”a çeviriyor. Üstelik kapasite ihlali normalleştiğinde, seyirci de “kuralsızlık” hissini içeri taşıyor: sırada tartışma, yer kavgası, gerilim ve hatta fiziksel kavga ihtimali artıyor. Kamusal salonların işletme/kullanım mantığında güvenlik tedbirlerinin bir prosedür olarak tanımlanması boşuna değil; bu tedbirler uygulanmadığında ücretsiz etkinlik, kamusal bir risk alanına dönüşebiliyor.
SEYİR ADABI “KENDİLİĞİNDEN” OLUŞMUYOR; KURUMSAL DİSİPLİN GEREKİYOR
Belediye etkinlikleri farklı seyirci gruplarını bir araya getirir; ancak bu çeşitlilik, yönetişim olmadan “gürültü”ye döner. Seyir adabı, yani telefon kullanmamak, konuşmamak, yer tartışmasına girmemek, görevlilerin yönlendirmesine uymak, kavga/gerilim yükseldiğinde alanı sakinleştirmek; kendiliğinden ortaya çıkmaz. Burada sorumluluk “seyirci bilmiyor” diye geçiştirilemez: Kamusal etkinlik düzenleyen kurumun görevi, temel kuralları görünür kılmak ve uygulamaktır. Görevlilerin olumsuzlukları umursamaması ya da “idare eder” tutumu ise, belediyenin sahadaki kültür dilini belirler: Disiplin yoksa adabın yerini gerginlik alır; bu da tiyatroya ilk kez gelen seyirci için kalıcı bir kötü deneyim üretir.
“ÜCRETSİZLİK” EMEĞİN DEĞERİNİ AŞINDIRDIĞINDA
Bir etkinliği ücretsiz yapmak, onu kamusal kılmaz; kamusal olan, şeffaflık ve adil işletmedir. Ücretsiz biletin tek vaade dönüşmesi; emeğin, prova süresinin, teknik üretimin ve salon düzeninin görünmezleşmesine yol açar. “Nasıl olsa bedava” psikolojisi, seyircinin sorumluluk eşiğini düşürürken; belediyenin organizasyon ciddiyetini de gevşetebiliyor. Böylece tiyatro, ortak bir kültür alanı olmaktan çıkar; belediyenin dönemsel PR döngüsünde tüketilen bir kalabalık etkinliğine indirgenir.
ÇIKIŞ: ETKİNLİK DEĞİL, POLİTİKA — VE POLİTİKA = PROSEDÜR + ŞEFFAFLIK + SÜREKLİLİK
Bu meseleden çıkış, “daha çok ücretsiz oyun” değil; belediyelerin tiyatroyu bir kültür politikası başlığına bağlamasıdır: Programlama ilkeleri açık olacak, davetli/rezervasyon sistemi şeffaf işleyecek, kapasite sınırı istisnasız korunacak, salon görevlileri seyirci iletişimi ve kriz yönetimi için eğitilecek, girişte kısa ama net bilgilendirme standart olacak, sahadaki uygulama denetlenebilir hale gelecek. Böyle bir çerçeve kurulmadığında ücretsiz/düşük ücretli etkinlik, erişimi artırmaktan çok “geçici gösteri” üretir; kurulduğunda ise tiyatro, kent yaşamının düzenli ve güvenli bir parçasına dönüşür.



