top of page

SAHNEDE YAPAY ZEKA:Çizgi tam olarak nereden geçiyor?

  • 28 Haz
  • 4 dakikada okunur

Tiyatro ve yapay zeka tartışması neredeyse her zaman bir karşıtlık olarak kurulur: bir yanda hesaplayan, üreten, taklit eden makine; diğer yanda sezen, yaratan, nefes alan insan. Bu kurgu rahatlatıcıdır çünkü tarafları baştan belli eder. Oysa alana yakından bakıldığında bu temiz ikilik dağılır. Karşımızda iki cephe değil, ortak bir soruyla boğuşan dağınık bir tartışma vardır. Neredeyse hiç kimse yapay zekanın sahneden tümüyle uzak tutulmasını savunmuyor; operasyonel desteğe kapı açanlar bile yaratıcı öznenin yerini almasına direniyor, en sert karşı çıkanlar bile altyazıdan ışık tasarımına kadar pek çok kullanımı sorun etmiyor.


Yani tartışma 'teknoloji mi, sanat mı' değil. Herkes bir çizgi çiziyor; mesele çizginin var olup olmadığı değil, tam olarak nereden geçtiği. Bu yazı bir hüküm vermeyi değil, o çizginin farklı kişilerce nereye konduğunu görünür kılmayı amaçlıyor. Çünkü dikkatle bakıldığında tek bir sınır yok; emek, estetik ve kültür politikası ayrı ayrı çizgiler çiziyor ve bu çizgiler çoğu zaman birbiriyle örtüşmüyor.


HERKESİN UZLAŞTIĞI TARAF


Sınırın güvenli yanında, üzerinde fazla itiraz edilmeyen geniş bir alan var: yapay zekanın destekleyici ve operasyonel kullanımı. Biletleme sistemleri, çok dilli altyazı ve erişilebilirlik çözümleri, ışık ve ses tasarımına yardımcı araçlar, seyirci verisinin çözümlenmesi, prova öncesi metin analizi. Bunların hiçbiri sahnedeki canlı anı tehdit etmiyor; aksine, çoğu kez onu mümkün kılan altyapıyı güçlendiriyor. American Theatre dergisinde Sacha Phillip Wynne'in çizdiği çerçeve bu uzlaşıyı iyi özetler: yapay zeka oyun yazamaz ve yüz yüze toplanmanın yerini tutamaz, ama insan-merkezli bir odakla tiyatroların daha iyi işlemesine ve seyirciye daha duyarlı ulaşmasına yardımcı olabilir (American Theatre, 2025).


Türkiye'de pratik tartışma da büyük ölçüde buradan başlıyor. 'O Sahne' ekibinden Baran Güler, ışık tasarımcıları, video grafik ekipleri ve ses mühendislerinin zamanla sahne pratiğine dahil oluşu gibi, salonlara bir 'yapay zeka operatörü' eklenmesi gereken yeni bir dönüşüm dalgasının eşiğinde olduğumuzu söylüyor (BM Dergi, 2025). Bu çerçevede yapay zeka yeni bir meslek, yeni bir araç, yeni bir uzmanlık alanı olarak konumlanıyor; tehdit değil, ekibe katılan bir başka teknik unsur. Çizginin bu yanı sakin. Asıl gerilim, araç olmaktan çıkıp yaratıcı kararın öznesi haline geldiği anda, yani çizgi kaymaya başladığında doğuyor.


EMEK SINIRI: RIZA, TELİF VE GEÇİM


İlk sınır ekonomik olarak çiziliyor ve sorusu estetik değil: kimin işi, kimin sesi, kimin yüzü, kimin izniyle kullanılıyor? Bir performansçının sesi ve benzerliği rızası olmadan bir modele yedirildiğinde, geriye yalnızca teknik bir kopya değil, sahiplenilmemiş bir emek kalır. Batı'da bu çizgi örgütlü biçimde savunuluyor. Oyuncu sendikası Equity'nin yürüttüğü kampanya, performansçıların sesleri ve benzerlikleri üzerinde uygulanabilir haklara ihtiyaç duyduğunu, rıza ve telafi olmadan bunların kullanılamayacağını savunuyor (Equity, 'Stop AI Stealing the Show').


Tartışmanın son simgesi, üretken yapay zekayla yaratılan ve yetenek ajanslarının ilgilendiği iddia edilen Tilly Norwood karakteri oldu; bu olay kişilik hakları ihlali iddialarını ve üretim maliyetleri üzerindeki etki tartışmasını alevlendirdi (Wikipedia, 'Tilly Norwood', 2026). Oyuncu sendikası SAG-AFTRA'nın yanıtı, çizgiyi nereye koyduklarını açıkça gösteriyor: bunun bir oyuncu olmadığını, sayısız profesyonelin işi üzerinde izinsiz eğitilmiş, hiçbir yaşam deneyimi ve duygusu olmayan bir program olduğunu söylediler (CBC News, 2025). Sendikanın somut talebi de bu kadar nettir: herhangi bir sentetik performans, gerçek bir performansçıyla eşit ödeme almalı ki yapay zekayı canlı oyuncuya tercih etmek ucuz bir kestirme olmaktan çıksın. Türkiye'de ise bu örgütlü hattın karşılığı henüz yok; sınır burada hukuki ve sendikal değil, daha çok bireysel ve söylemsel düzeyde tutuluyor. Aynı çizginin iki coğrafyada farklı sertlikte çizilmesi, başlı başına üzerinde durulması gereken bir gözlem.


ESTETİK SINIR: CANLILIK VE KUSURUN DEĞERİ


İkinci sınır bedende çiziliyor. Tiyatronun en eski ve en inatçı iddiası, canlı ve nefes alan bedenin biricikliğidir: aynı oyun her akşam başka türlü olur, çünkü onu taşıyan beden her akşam başkadır. Triennale Milano'nun değerlendirmesi de buraya varıyor: ilham ve üretim tartışması ne olursa olsun, üretken yapay zeka şimdilik canlı bir gösterinin biricikliğinin, yaşayan bedenlerin o hayati unsurunun yerini alamıyor (Triennale Milano). Burada çoğu kez gözden kaçan ince bir argüman devreye giriyor: kusurun değeri.


Bir görüşe göre insan performansının özgünlüğü kusursuzlukta değil, hata yapabilmesinde, karakterden bir an çıkıp geri dönebilmesinde yatar; güzellik mükemmellikte değil, insanın kusurlarındadır (Variety, 2025). Bir oyuncunun o akşama özgü titreyen sesi, kayan repliği, ölçüsü biraz şaşan jesti, performansı tekrarlanamaz kılan şeydir. Yapay zeka ise asla şaşmaz; ve tam da bu şaşmazlık, onu sahnede tekinsiz kılabilir. Türkiye akademisi bu sınırı daha çok 'dijitalleşen sahne ve oyuncunun bedeni' ekseninden okuyor. Yakın tarihli bir çalışma, video-mapping, hareket yakalama ve yapay zeka gibi araçların oyuncunun performansına yansımalarını incelerken, asıl sorunun oyuncuyu ikame etmek değil, ifade biçimini dönüştürmek olduğunu öne çıkarıyor (Konservatoryum, 2025). Çizgi burada bedenin tam olarak neyi koruduğu sorusuyla çiziliyor.


KÜLTÜR POLİTİKASI SINIRI: SANAT MI, İÇERİK Mİ?

Üçüncü sınır kurumsal ve kültürel olarak çiziliyor; ilginçtir, Türkiye tartışmasının en erken ve en keskin girdiği kapı da burası. Soru şu: yapay zekayla üretilen şey sanat mı, yoksa kolayca tüketilen bir içerik mi? Baran Güler bu ayrımı doğrudan kuruyor: yapay zekayla üretilmiş içeriklerin 'kolay tüketilebilir bilgi' olarak sanatla karıştırılması, izleyicinin estetik değerlendirme kapasitesini zayıflatabilir; tüketilebilir içerik ile sanat arasında ince ama belirleyici bir çizgi vardır (BM Dergi, 2025). Bu kaygı, hızlı akan ve hızlı tüketilen bir kültürel ortamda sahnenin de o akışın bir parçası haline gelme riskine işaret ediyor.


Batı'daki akademik çerçeve aynı kaygıyı kurumsal düzeye taşıyor. Corvinus Üniversitesi'nden Dóra Horváth ve ekibinin tiyatro pratisyenleriyle yaptığı görüşmelere dayalı çalışma, manzaranın hem umut hem endişe taşıdığını ortaya koyuyor: kimileri yenilik ve deney potansiyelini benimserken, kimileri sanatsal özgünlük, çalışma dinamikleri ve yaratma hazzı üzerindeki etkiden kaygı duyuyor. Çalışma, tiyatral yaratımın dijital ve metalaştırılmış bir ürüne dönüşmesi endişesini öne çıkarıp şeffaflık, işbirliği, eğitim ve regülasyon öneriyor (ScienceDirect, 2025). Çizgi burada tek bir yapımın değil, bütün bir üretim ekonomisinin nereye doğru kaydığıyla ilgili; mesele bir oyunun yapay zeka kullanıp kullanmadığı değil, sahnenin hangi değer rejimi içinde var olacağı.


ASIL SORU


Üç sınırı üst üste koyduğumuzda tek ve net bir çizgi çıkmıyor. Emek tarafı çizgiyi rıza ve geçimin olduğu yere; estetik tarafı canlı bedenin ve kusurun olduğu yere; kültür politikası tarafı sanat ile tüketilebilir içeriğin ayrıldığı yere koyuyor. Bu üç çizgi çoğu zaman çakışmıyor, hatta bazen birbiriyle gerilim içinde. Bir yapımın operasyonda yapay zekadan yararlanması emek açısından sorunsuz görünürken estetik açıdan tartışmalı olabilir; canlı bedeni özenle koruyan bir sahneleme, üretim ekonomisini yine de tüketim mantığına yaklaştırabilir. Tek bir doğru çizgi aramak, bu yüzden baştan eksik bir çabadır.


Belki de tiyatronun yapay zeka karşısındaki asıl sınavı doğru çizgiyi bulmak değil; hangi çizgiyi neye göre çizdiğini açıkça söyleyebilmektir. Bir ekip yapay zekayı provada bir araç olarak kullanırken bunu neden yaptığını; bir kurum bir yapımı desteklerken hangi değeri gözettiğini; bir seyirci bir gösteriyi izlerken neyi aradığını adlandırabildiği ölçüde, çizgi keyfi olmaktan çıkıp bir duruşa dönüşür. Sınırın yeri bir kez sorulduğunda, cevabı vermek artık tek tek her seyircinin, her ekibin ve her kurumun kendi işi haline geliyor. Sizin çizginiz nereden geçiyor?

 
 

Fuaye Ankara

  • Instagram
  • Whatsapp
  • X
bottom of page